Bengi Su Nedir? Bengi Su İsmi Ne Anlama Gelmektedir?

Bengi Su Nedir? Bengi Su İsmi Ne Anlama Gelmektedir?

4 Ekim 2021

Bengi Su Nedir? Bengi Su İsmi Ne Anlama Gelmektedir?

Bengi Su Nedir?1200x600%20konu.jpg

İnsanlık var olduğundan beri dünyanın her yerinde çok çeşitli toplumlar yaşamış, ölmüş ve dünyadan her geçen insan iyi veya kötü bir miras bırakarak gitmiş. Ulaşabildiğimiz en eski yazılı belgeleri incelediğimizde çok şaşırtıcı bir şekilde bütün toplumların benzer şeylerden bahsettiğini görüyoruz. Adları farklı olsa da tanımları büyük oranda benzerlik gösteren hikayeler bugün onları okuyan bizleri oldukça heyecanlandırıyor. Binlerce yıl önce iletişimin çok zor olduğu zamanlarda dünyanın iki farklı ucunda aynı hikayelerin anlatılması gerçekten oldukça şaşırtıcı. Bengi su da bu hikayelerden biri.

Bengi Su İsminin Anlamı Nedir? 

1200x600%20bengi%20su.jpg

Kelime anlamını inceleyecek olursak eğer iki kelimeyi ayrı ayrı ele almamız gerekiyor. Bengi veya Bengü Türkçe’nin diğer formlarında ise Mengü veya Mengi olarak da karşımıza çıkıyor. Hepsi anlam olarak aynı aslında. Sonsuzluk, sonsuz anlamını taşıyor. Su kelimesinin anlamını ise zaten biliyoruz. Hala kullandığımız su ile aynı anlamda. İçtiğimiz su yani. Bengi Su ise ölümsüzlük suyu anlamına geliyor. Başka kültürlerde Ab-ı Hayat, Nehrül Hayat, Ab-ı Cavidani gibi tanımları da mevcut olan ölümsüzlük suyunun bütün kültürlerde belli başlı temelleri aynı olan bir hikayesi var. Kimi toplumlarda kutsal varlıkların kanlarının karıştırılması ile elde edilirken kimi kültürlerde bu suyun bir nehirden geldiği rivayet ediliyor. Ancak bu hikayelerin hepsinin ortak özelliği bahse konu olan iksirin içildiğinde insanı gençleştirdiği ve ölümsüz yaptığı söyleniyor. Tabi günümüzde bunlar birer mit olarak kabul edilse de eskiden insanlar bunlara inanıyor ve kendilerinden sonra gelenlere de bilgi birikimlerini aktararak bu efsanelerin hayallerimizde yaşamasını sağlıyorlardı. Aslında bazı şeyler var ki tüm insanlık tarihi boyunca var olduğuna inanılmış ancak hiçbir zaman varlığı ispat edilememiştir. Bu ve buna benzer birçok hikâye var. Aslında bu hikayeler insanların elde etmek istediği ancak imkânsız olan şeyleri temsil ediyor. İslam felsefesinde insanın tanrı parçası olduğu düşünülür. Bu görüşün sebebi, kutsal kitap Kuran’da Allah’ın insanları çamurdan yarattığı ve onlara kendisinden bir can üflediği yazmasıdır. Yani her insan Allah’tan gelir, onun parçasıdır ve geri ona gidecektir. Bu felsefe aslında diğer kültürlerde bu şekilde yer almasa da insanın tanrılaşma isteğini ve eğilimini gayet net açıklıyor. İnsan var oluşunun hikmetini doğru algılayamadığı zaman veya yanlış yönlendirildiği zaman geri dönülmez hatalar yapmaya çok müsaittir. İyilik ve kötülük gibi göreceli iki kavramın insanın beyninden süzülerek seçimlere dönüşmesi ve bu seçimlerin eylemlere dönüşmesi zincirleme bir bağlantı ile diğer tüm insanlığı etkileyebiliyor. Ölüm yaşayan her insanın ve canlının nihai sonu. Yaşayan her canlı ölümü tadacak. İşte bu yüzden insanlık var olduğu günden beri ölümsüz olmak istemiş ölümsüzlüğün çarelerini aramışlardır. Ölüm insana insan olduğunu hatırlatan en gerçek olgu. Ama düşünün ki ölümsüzlük var ve bir insan bu sırra erişiyor. Basitçe baktığınız zaman bu insanın ölümsüz olacağını ve sonsuza kadar yaşayacağını söyleyip geçiyoruz. Ama durum bu kadar basit değil. Dünya üzerinde ki tek tanrılı inançların hepsinde bir yaratıcının olduğu ve bu yaratıcının gözümüzün gördüğü ve görmediği her şeyi tek başına yarattığı kabul edilir. Bu yaratıcı doğmamıştır, yaşlanmaz ve ölmeyecektir. O sonsuzdur her şeyi bilen duyan sonsuz ilim sahibi zamanın hakimidir. Yani o sonsuzdur. İşte insanoğlunun ölümsüzlüğe olan ilgisi ve isteği iç benliğindeki tanrılaşma isteğinden gelir. Ölümsüzlüğü bulmak demek sonsuz olmak demektir. Tanrı olmak demektir. Ama üzerinde yazılmış çeşitli efsaneler olsa da böyle bir sırra erişen varlığı ispatlanmış yaşamış veya yaşayacak bir insan yoktur. Kuran’da Lokman Hekim’in ölümsüzlüğü bulduğu ancak kaybettiği yazmaktadır. Lokman Hekim’in kim olduğu nerede olduğuna dair herhangi bir iz bulunamamıştır ancak başka efsanelerde ve mitolojik hikayelerde yer alan benzer karakterler vardır. Örneğin Yunan mitolojisinde yer alan Asklepios isimli karakterin Lokman Hekim olduğu düşünülmektedir. Çünkü onun hikayesinde de ölümsüzlüğü bulduğu ve Zeus tarafından atılan bir şimşek ile elindeki ölümsüzlük reçetesini yere düşürdüğü ve reçetenin düştüğü yerde her derde deva sarımsak çıktığını yazmaktadır.

Bengi Su' nun Psikoloji ve Diğer Etnik Felsefelerde Yorumlanması

Her insanın tanıdığımız ve tanımadığımız iki kişiliğinin olduğu bilinmektedir. Buna psikolojide ego ve alter ego tanımı yapılmıştır. Alter ego demek insanın taşıdığı kimsenin görmediği ikinci benliğidir. Bir ben var benden içeri deriz ya tam olarak tanımı budur. Alter ego diğer insanlar tarafından bilinmez o insanın kendi içinde gizlediği kimseye söylemediği bir sır gibi sakladığı benliğidir. Aslında sufi felsefede buna vicdan denmektedir. Alter ego görünmez ama insanın onu saklama yeteneğine bağlı olarak eylemlerine ve söylemlerine yansıyabilir. Çoğu zaman insan yaptığı eylemlerin alter egosu tarafından yapıldığını bilmez bile. Alter ego onu ele geçirmiştir farkında değildir. Bu iyi ve kötü, tanrı ve şeytan gibi olgularla anlatılır ama insanın bunu tasvir etmekten ziyade anlaması gerekmektedir. Çoğu zaman bu ego insana faydası olacağını düşündüğü seçimler yaptırır ancak aslında çok zaman sonra insan anlar ki bu seçim ona büyük zarar vermiştir. Semavi dinlerde yer alan şeytan da öyle değil midir? İnsana kısa süreli kazanımlar sunar, kısa süreli mutluluklar sunar ve karşılığında belki bir servet harcamasına neden olur insanın. Ama bu zevklerin ve mutlulukların hepsi anlıktır. Hiçbiri gerçek değildir. Hepsi illüzyondur. Peki şeytanın, egoların, iyiliğin, kötülüğün konumuzla ne ilgisi var? İsterseniz bunu önce İslam felsefesi ile ele alalım, sonrasında ise psikoloji açısından ele alalım. Buyurun.

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. İslam felsefesi açısından ele aldığımız ve yorumladığımız bu konu için diğer Semavi dinlerde yapılan yorumlar büyük oranda benzerdir. Dolayısıyla genel bir yorumlama olarak kabul edebiliriz. Yukarıda bahsettiğim üzere Semavi dinlerde bir yaratıcı olduğu ve bu yaratıcının insanı yarattıktan sonra onlara kendisinden bir ruh üflediği belirtilmektedir. Yani her insanın tanrıdan bir parça taşıdığına inanılmaktadır. Yine Semavi dinlerden kalan metinlerden edindiğimiz bilgilere göre evreni yaratan bir tanrının yanı sıra bir de tanrının kovduğu ve lanetlediği iblisten bahsedilir. İblisin yani şeytanın insanı sevmediğine, insan yüzünden cennetten kovulduğu için ebedi bir düşmanlık beslediğinden bahsedilir. Bu düşmanlığının sonucu olarak insanları ele geçirir ve onları kötülüğe teşvik eder. Tanrı insanlara gerçek saadeti vaat ederken insandan metanet sabır ve ibadet bekliyorken, şeytan ise insana aradığı mutluluğu hemen vererek ondan ibadet sabır gibi şeyler beklememektedir. Ama bu yanıltıcıdır. İnsan gerçek huzurun bedelsiz olmayacağını bilmelidir. İşte genel olarak Semavi dinlerin ortak özelliği ve felsefesi bu anlayış üzerine kurulmuştur. Dünya sürgün yeridir asıl saadet öldükten sonra gideceğimiz yerdedir. Şeytana göre ise yaşayabileceğimiz bütün keyifler zevkler bu dünyadadır. Ölümden sonra bir hiçlik vardır. İşte Semavi dinlerde ki tanrı-şeytan olgusu, psikolojide ise ego-alter ego olarak karşımıza çıkar. Daha basite indirgersek toplumsal normlar üzerine oluşturulmuş etik ve ahlaki kurallar vardır. Hepimizin bildiği yazılı olmayan kurallar vardır. Büyük çoğunluğumuzun kabul ettiği iyi ve kötü olguları vardır. Evet iyilik ve kötülük görecelidir ama bir bebeği öldürmek şüphesiz kötülüktür bunu yorumlamak gereksiz olacaktır örneğin. Bazı durumlarda iyi ve kötü arasında çok ince bir çizgi bulunur ve insanın yanılgıya düşmesi çok yüksektir. Örneğin hepimiz piyangoda büyük ikramiye bize çıksın isteriz. Eğer ikramiye bize çıksa mutluluktan havalara uçarız. Hemen hayallerimizin peşine koşarız. İstediğimiz evi istediğimiz arabayı alırız, dünyayı gezer en güzel yemekleri yer, zevk-ü sefa içinde bir hayat yaşamaya başlarız. Ama eminim hiçbirimiz dünya genelinde piyangodan büyük ikramiye kazanan talihlilerin hikayelerini araştırmamıştır. Eğer araştırırsanız büyük ikramiyeyi kazanan talihlinin aslında dünyanın en talihsiz insanı olduğunu anlarsınız. Sonu intiharla bitenler, ikramiye kazandığı zaman ki halinden daha kötü duruma gelenler, sokakta yaşayanlar, ölüme terkedilenler kimsesi kalmayanlar vs. vs. Çünkü para egonun en sevdiği yemektir ve fazla para daha fazla ego beslemesi yapmıştır. Bu ego insanı ele geçirince artık geri dönüşü neredeyse imkânsız bir yola girmiş olursunuz. Para karşılıksız geldiği için insanda güç zehirlenmesi yapacaktır. Emek verilmeden kazanılan her para insanın düşmanıdır aslında. O anlık bir mutluluk verecektir evet ama çerçeveye genel olarak bakarsanız zararlı olanın siz olduğunu göreceksiniz.

Evet şimdi geri dönelim konumuza. Ölümsüzlük iksiri ile bunların ne alakası var peki? Ölümsüz olma isteği, sonsuz yaşam isteği mutlak güç sahibi olma tüm bu duygular insanın alter egosu tarafından beslenen insanlık var olduğundan beri içsel bir istek olarak karşımıza çıkıyor. Empati yaparsak eğer şöyle bir düşünelim hepimiz küçük bir çocukken bile ölümsüz olmayı, ölümsüzlüğü bulmayı hayal etmişizdir. Merak etmeyin yalnız değiliz ilk insanlarda bunu hayal etmişlerdi. Yazının bulunmasıyla tarihin gidişatı değişmiş ve tarihsel birikim açısından zenginleşme dönemi başlamıştı. İşte ulaşabildiğimiz en eski kaynaklara bile baktığımız zaman bütün inanışlarda, bütün toplumlarda ölümsüz olma isteği oluşmuş ve bu istekler yer mekân ve karakter bakımından farklı olsa da ana fikir olarak aynı doğrultuda hikayelerin çıkmasına neden olmuştur. İslam felsefesinde bahsedilen insanın tanrıdan bir parça taşıdığı düşüncesi konunun derinliğini bakımından çok önem arz ediyor. Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken ve ilginç olan insanın tanrıdan bir parça taşıyor olması değil, tanrıdan bir parça taşıyan insanın aslında içinde nasıl bir güç taşıdığının farkında olması gerektiğidir. Başka bir deyişle insan zaten ölümsüzdür. Önemli olan sonsuz bir döngü içerisinde olduğumuzu kavrayabilmektir. Ve içimizde yatan gücün büyüklüğünü fark ederek bu gücü doğru yönlendirmek gerektiğidir. Ölümsüzlük konusuna gelirsek eğer hepimiz bunun büyük bir ödül olduğunu düşünürüz. Aslında bu düşünce çok aceleci bir düşüncedir. Durup biraz düşünmek gerekir. Ölememek insana bir ödül müdür? Yoksa bir lanet mi? Şöyle düşünelim, dünya zevklerine tutunarak yaşamak ve daha çok yaşamak. Sonrasında da yaşamak, hep yaşamak, hiç ölmemek. Bence insana verilebilecek en acı ceza bu olmalıdır. Bağlandığın her şeyin kaybolacak olmasının neresi ödül olabilir ki? Sevdiğiniz her şeyin elinizden kayıp gitmesini izleyeceksiniz. Çocuklarınızın torunlarınızın ölümlerini görmek, salgınlar, depremler, seller, felaketler yaşamak, binlerce yıl yaşamanın meydana getirdiği derin çizgiler, yüzünüze acıyarak bakılması, savaşlar, kaybedişler kısa süreli zevkler yalanlar iftiralar ve bu dünyanın kirli olan bütün gerçekleriyle sonsuza kadar yaşamak. Şeytan veya alter ego veya kötülük her ne olarak adlandırdığınızın önemi yok. Orada bir yerde görünmeyen ama bizim zihnimizi yönlendirmeye çalışan kendimizi bile kandırmamıza neden olan bir şey var. Bir tarafta da zorlu görünse ile şu fani dünyanın yaşanması gereken birkaç güzel duygusu var. Aile sahibi olmak, çocuk sahibi olmak, çevrenizde sevilen saygı duyulan iyilikleriniz ile hatırlanan biri olmak, sizden sonra gelecek nesiller için faydalı olabilecek eserler bırakmak gibi ölümsüzlükten, piyangodan çıkan milyonlardan, kumardan vs. daha gerçek mutluluklar var. Unutmayın yaşadığımız bu düzende her şeyin bir karşılığı var ve bilmek gerekir ki emek verilmeden kazanan her şey ey yada geç insana zarar verecektir. Okuyan herkese sevgilerle.